Çocukların Kanı Üzerine Kurulan Küresel Düzen
Jeffrey Epstein’ın Little St. James Adası’nda ortaya saçılan pedofili ağı, yalnızca bireysel bir suç dosyası olarak değil, küresel ölçekte işleyen bir çürümenin simgesi olarak tartışılmaya devam ediyor. Uzmanlara ve sivil toplum örgütlerine göre bu dosya, yoksul coğrafyalardaki çocukların ve kadınların nasıl sistematik biçimde “nesneleştirildiğini” gözler önüne seriyor. Epstein belgelerinde yer alan ifadeler, çocuk istismarının münferit bir sapkınlık değil; şantaj, kontrol ve çıkar ilişkileriyle örülmüş organize bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. İddialara göre bu ağ, yalnızca suç örgütleriyle sınırlı kalmadı; devletler, istihbarat yapıları ve küresel elitlerle iç içe geçti.
Sivil toplum temsilcileri, Epstein Adası’nda açığa çıkan zihniyet ile Gazze, Suriye ve Libya gibi savaş bölgelerinde yaşananlar arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu savunuyor. Gazze’de aylardır süren saldırılarda binlerce çocuğun yaşamını yitirdiği, hastaneler, okullar ve sığınakların hedef alındığına dikkat çekiliyor. Yapılan açıklamalarda, bunun artık “klasik bir savaş” değil; sivil nüfusu, özellikle de kadın ve çocukları merkeze alan sistematik bir yok etme politikası olduğu vurgulanıyor. Suriye’de ise yıllardır süren iç savaşta çocukların öldürüldüğü, işkenceye maruz kaldığı, zorla silah altına alındığı ve cinsel şiddetin bir savaş yöntemi olarak kullanıldığı uluslararası raporlara yansımış durumda. Kimyasal silah iddiaları ve kuşatma politikaları, bu tablonun en ağır örnekleri arasında gösteriliyor.
Libya’da savaşın ardından ortaya çıkan tablo da eleştirilerin odağında. Bombaların ardından bu kez “yeniden inşa” adı altında milyarlarca dolarlık rant ve yağma planlarının devreye girdiği belirtiliyor. Bazı Epstein belgelerinde, savaş sonrası dondurulmuş Libya varlıkları üzerinden kurulan çıkar ilişkilerine dair iddialar dikkat çekiyor. Eleştirmenlere göre bu durum, ölüm sona erdiğinde bile çocukların ve sivillerin acısının kazanç kapısına dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Uzmanlar, tüm bu örnekleri birleştiren ortak noktanın aynı zihniyet olduğunu ifade ediyor: Yoksul halkların “harcanabilir”, çocukların “ucuz”, kadın bedenlerinin ise “kontrol edilebilir” görülmesi. Bu bakış açısına göre Epstein’ın adasında sergilenen cinsel sömürü ile savaş bölgelerinde kadın ve çocukların hedef alınması, aynı ahlaki çöküşün farklı tezahürleri olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası raporlar, açılan dosyalar ve kamuoyuna yansıyan veriler ortadayken, gerçek anlamda bir adaletin hâlâ sağlanamadığına dikkat çekiliyor. Bunun nedeninin ise suçların, küresel sistemi ayakta tutan güç odaklarıyla bağlantılı olması olduğu savunuluyor. Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları savunucuları, bağımsız soruşturmalar, etkili yaptırımlar ve gerçek bir hesaplaşma çağrısında bulunuyor. Aksi halde çocukların kanı üzerine kurulan servetlerin ve savaş enkazı üzerinde yükselen malikânelerin insanlık tarihine silinmez bir utanç olarak yazılacağı ifade ediliyor.